23 Temmuz 2015 Perşembe

Yaşamın Temeli: DENGE



Vakit darlığı çekiyor musunuz?
Geriliminiz yüksek mi?
Kafanız hep yapılmayan işlerle mi dolu?
Her şeyle aynı anda uğraşmaya çalışıyor musunuz?
Seçimde bulunmak yerine önemli olduğuna inandığınız şeye mi tepki veriyorsunuz?
Gerekli yerlerde ''Hayır'' diyemiyor musunuz?
Huzur ve mutluluk eksikliği hissediyor musunuz?
''Olmalı'', ''Yapılmalı'' gibi zorunluluk içerin bir dil kullanıyor musunuz?
Hep haklı çıkma gibi bir isteğiniz var mı?
İnsanları mutlu etmeye uğraşıyor musunuz?
Çok hızlı yaşadığınızı anlayıp, yavaşlamanız gerektiğini hissediyor musunuz?

O zaman daha dengeli bir hayata ihtiyacınız var demektir.






Anlamında bile derinlik ve duygu içeren DENGE...

Hepimiz dengeli bir hayat yaşamak isteriz; ama tam anlamını veya nasıl yaşayacağımızı bilemeyiz.

Denge nedir? 
Yaşam içerisindeki denge; zıt unsurlar arasındaki eşitlik, duygu ve zihin konumunda sabitliktir.
Bunların uygulanabilirliği ile yaşamda uyumu yakalamak ve daha istikrarlı bir hale gelmektir.

Kendinize itiraf edin
Daha dengeli bir hayat sizin için ne ifade eder?
Her geçen gün işlerin daha da yoluna girmesini ister misiniz?
Aradığınız denge için bazı seçimler yapabilir misiniz?
Çok fazla şeyle, aynı anda uğraşmaktan vazgeçebilir misiniz?
Yaşantınızı dengeli yapmak için, yapabileceğiniz en önemli şey nedir?
Bunu yapmaya gerçekten istekli misiniz?

Yukarıdaki tüm sorular hakkında sakince bir süre düşünün. Unutmayın, bilinçaltı soruları sever... Kendi cevaplarınızı ancak kendinize soracağınız sorularda bulabilirsiniz.

DENGE kurmak; yaşam tarzı ve seçimlerde değişiklik yapmaktır. Çoğunlukla buna direnç gösterebilirsiniz. Bu yüzden değişime ne kadar hazır olduğunuzu bulmalısınız.


  • Neye hazırsanız ondan başlayın.
  • Bir karar verin ve eyleme geçin.
  • Eyleme geçme konusunda sıkıntılar yaşıyorsanız, çok küçük adımlarla başlayın.
  • Çevrenizdekilerden destek isteyin.
  • Kendi değerinizin farkında olun.
  • Hayır demeyi öğrenin.
  • İşleri önem sırasına koyun.
  • İleri yol almanın temelinin denge olduğunu unutmayın.
  • Yeri ve zamanı geldiğinde büyük düşünün.
  • Sonuca ulaşmak için göstermiş olduğunuz çabanın farkında olun ve kendinizi ödüllendirin.
  • Güçlü yanlarınızın farkına varın.
  • Kendinizi cesaretlendirin.
  • Değişimin durduğunu hissederseniz sakince düşünün. Tekrar ara ve küçük adımlar belirleyerek işe başlayın.
  • Bazen kontrolü kaybedebilirsiniz, telaşlanmayın!
  • Geçmişe hoşça kal demekte zorlanıyorsanız yöntemler bulun. Önünüzde duranın farına varın. Fırsatlar hep görülmeden geçilir!


Sağlam temel ancak DENGE ile mümkün olur.

3 Temmuz 2015 Cuma

YAŞAMIN EFENDİSİ: SADELİK


*Kendinizi bunalmış gibi hissediyor musunuz?
*Zamanınız yok mu?
*Kendinizi hep geri kalmış hissediyor musunuz?
*Hiçbir şeye yetişemiyor musunuz?
*Çok şikayet eder oldunuz mu?
*Kendinize bakmak için zamanınız yok mu?
*Yapmanız gerekenler için organize olamıyor musunuz?
*Karışık ve düzensiz ortamlar içerisinde olduğunuzu düşünüyor musunuz?
*Taş taşımış gibi yorgun musunuz?
*Anlardan zevk alamayıp, sebepsiz bir mutsuzluğun içerisinde misiniz?
*Kendinizi hedeflerinize ve değişiminize veremiyor musunuz?

O zaman daha sade ve daha işlevli bir hayata ihtiyacınız var...

Çoğunuz sadeliğin bu kadar gerekli olduğunun ve istenilecek bir durum olduğunun farkında değilsinizdir; ancak hedeflerinize ulaşmak için zaman, enerji ve ortam sağlayacak gerekli bir durumdur.

Devamlı bir koşuşturmanın içerisindeyiz. Ev, iş, faturalar, arkadaşlar, çocuklar, aile, sorumluluklar, sorunlar... Bazı insanlar tüm bunları rutinde olan durumlar gibi anlatır ve şikayet etmez, bazıları da yarışan koşucular gibi davranır ve hep şikayet eder. Yetememek, yetişememek, yaranamamak gibi şikayetler... Bunun sebebi hayatlarının, düşüncelerinin, bilincinin ve bilinçaltının sade olmamasıdır.

Öncelikle hayatınızdaki karmaşıklıkları; size zaman, para ve enerji tükettiren alanları belirleyebilirsiniz. Bu alanlarda daha sade, idare etmesi daha kolay, öncelikle çok küçük gibi görünen; ama sonuca gitmenize fayda sağlayacak birkaç minik adımın neler olabileceğini düşünmeye çalışın. Bu minik adımları daha planlı bir hale getirdikçe, bazı şeylerin daha da yoluna girdiğini ve o konudaki yorgunluğunuzun azalmaya başladığını göreceksiniz. Günlük şikayet listenizden bir madde daha eksilmeye başlayacak. Sizdeki bu değişimi, hatta asıl hedef için değişme çabalarınızda yürüdüğünüz bu yolları sevdiklerinize de anlatabilirsiniz. Güvendiğiniz, sevdiğiniz kişilerin destek ve katılımını isteyebilirsiniz.

Bu süreçte koşmayın, yorulmayın; ama hiçbir düşünceyi de atmayın. En küçük düşünceden oluşan en küçük fikir ve bunun sonucundaki önemsiz gibi görünen küçücük adım bile size basamak olabilir. Üzerine bir kez bile düşünmediğiniz hiçbir fikri çöpe atıp, yok saymayın.

Başlangıçta tek bir alan seçin. Buna ihtiyacı olmadığını düşünen insanların bile mutlaka hayatlarında sadeleşmesi gereken bir alan vardır.

Yaşam alanınız ve içerisinde devam eden yaşamınız ne kadar sade olursa, bir şeylerin ters gitme olasılığı o kadar az olur. Yaşamınız sade olduğunda da ters giden bir şeyler olursa, düzene sokmanız o kadar kolay olur. Sade bir yaşamla; sorunlar ve harcadığınız enerji azalır, dinginlik ve denge artar.

Yaşamınızda hep fırsatlar gelir, bu bir döngü halindedir. Yalnız çoğu kez bu fırsatları değerlendiremeyiz. Limit o kadar doludur ki fırsat için yer bile kalmamıştır. Bu yüzden onları ya göremeyiz ya da o an fırsat olabileceğini düşünmeyiz. Çok geç olduğunda anlarız fırsatın değerini ve nasıl kaçtığını... Ne kadar sade bir yaşamınız olursa, fırsat için o kadar fazla yer olur. Gelen fikrin, haberin, düşüncenin kısacası her durumun fırsat olduğunu fark ederiz.

SADELEŞİN !!!
*Bazı şeylere hayır demeye başlayın
*Önemli olduğunuzu hissedin.
*Yaptığınız ve yapmak istemediğiniz, sevdiğiniz ve sevmediğiniz şeylerin ayrımını iyi yapın.
*Yardım istemeyi öğrenin ve isteyin.
*Hep en basit seçeneği seçin, bu alışkanlığınız olsun ki karmaşıklık aklınıza gelmesin.
*İhtiyacınız olanları alın.
*Her durumda gerçeği söyleyin.
*Karar verirken size keyif veren yolları seçin.

Kendinize bir uygulama planı oluşturun. Minik adımlarla sizi sonuca götürmeyi sağlayacak basamakları oluşturan bir uygulama planı... Değişmek istiyorsanız değişim için, hedefinize varmak istiyorsanız hedefiniz için gerekli ortamı sağlayacak olan sadelik; size gerçek huzur ve mutluluğu verirken, maddi ve manevi ödediğiniz bedelleri azaltacak, yaşamınızın efendisi olacaktır...

Küçük Bir Hastalıktan Kurtulmak


           Hiç tereddüt etmeden gülüp geçmeyi huy edinin. Kalabalıkta sizi itiştiren birine gülümsemek, komşunuza gülümsemek, iş arkadaşlarınıza gülümsemek, alışveriş yaptığınız yerdeki görevliye gülümsemek, kısaca; bir gün boyunca iletişim içerisinde olduğunuz herkese gülümsemek...

          Küçük bir olay ve küçük hatalardan öfkeye kapılan herkes, o an farkında olmaz; ama hem kendine hem de karşısındakine zarar verir. Bu tedavi etmesini bilmediğimiz küçük bir hastalıktır. Öfkeyi gülümsemekle yok ederek, küçük bir hastalıktan kurtulmuş oluruz.

          Nazik olmak 'kızmayalım, hayatımızın şu anını berbat etmeyelim' demektir aslında... Öfke ve nezaket birbirlerinin zıt kavramları olsalar da ikisininde ortak özelliği bulaşıcı olmalıdır. Biri bulaşıcı küçük bir hastalık, diğeri bulaşıcı güzel bir davranış. Birine öfkeli davrandığımız bir gün kötü enerjiniz o kişiye yayılır, o kişiden de bir başkasına... Hiç tanımadığınız, sadece iletişimde olduğunuz birine gülümsemek, teşekkür etmek ve nazik davranmak da o kişiye yayılır, sonra ondan başka bir kişiye... Şikayet etmeyip, kötülemeyen; teşekkür eden, yumuşak bir ses tonu ile konuşup gülümseyen insanlar, her zaman daha çok aranan ve sevilen kişiler olmuşlardır.

          Küçük hastalığa karşı, ruhlarımızın istikrarlı olması ve mutluluk en mükemmel silahtır. Bazı insanlar mutluluğun bir sonuç olduğunu düşünürler. Bu, işi fazlaca basitleştiren bir tabirdir. Param olmadığı için mutsuzum, iyi bir ilişkim olmadığı için mutsuzum... Mutluluk, bir sonuç değil işarettir. Bir insan mutluluğu aramaya başladı mı onu mutlaka bulacağına işarettir bu... Gayet açık: Her andan zevk almak, mutlu olmak; sonuçlara değil, o an yaşadığın, en değersiz sandığın an içinde bile gülümsemek, keyif katarak yaşamaktır. Mutluluk; bedelini ödeyerek alabileceğimiz bir madde değil, ruhun her daim istikrarlı olmasıdır. Mutluluğu kendiniz dışında herhangi bir şeyde arayacak olursanız, onun hakkında bir bilgiye sahip olmaz, sadece tahmin yürütebilirsiniz. Mutluluğu gelecekte görüyorsanız da iyi düşünün, farkındalığınızı arttırarak düşünün; ana, şu ana sahipsiniz. Gelecek hakkında bir bilginiz ve hükmünüz yok; ama şu anı dilediğiniz gibi şekillendirebilirsiniz. Dilerseniz mutlu olmayı seçer, dilerseniz de öfke içinde kıvranmayı... 'Mutluluğun peşinde koşmak' sözünü sıkça duymuşsunuzdur. Mutluluğun peşinden koşanları ve arayanları başarısızlığa uğratan unsur; onu istemeyi başaramamış olmalıdır.

          Mutluluk o kadar umulmadık bir şeydir ki uzaktan hoşa gitmez; içine girip yaşamak gerekir. Başlangıçta bazı güçlüklere katlanmak gerekir. Her zaman yapılan rutin işlerden, o anda nasıl olur da mutlu olunur, minnet duyulur? Düzenli çalışma, zaferler ardından yeni zaferler kazanma... Mutluluğun formülü; istikrarlı ruh halidir, Bir gün boyunca karşılaşacağınız kişilere sakin, nazik ve güler yüzlü olmakla atacağınız küçük bir adım, size mutluluğun anahtarını verecektir. Yapılan iş veya davranış ne kadar istikrarlı olursa, mutlulukta o kadar isabetli olur.

          Mutluluk uzaktan tadabileceğiniz anlar değil, içerisinde serbestçe hareket ettiğiniz, kendi kurallarınızı yaşadığınız anlardır. Mutluluk, onun peşinden koşmayanları bulan bir ödüldür.

Değişim İçin Sorular


          Değişmek için başlangıçtaki korku ve direnci aşmamız gerekmektedir. Bunu aşmak için 'sadece yap!' denen bilindik bir ifade vardır. Peki bu kadar kolay mı? Değişim ve başarı için nereden ve nasıl başlamak gerekir?

          Beynimizi kurcalayan, içimize rahatsızlık hissi atan hep bu sorulardır. Aslında her şey soruyla başlar ve soruyla devam eder. Peki bu soruları başlangıçtaki korku ve direnci aşmak için kullanabilir miyiz? Beyni sorularla meşgul edip yeni bağlantı noktaları oluşturabilir miyiz?

          Değişimin zorlu yolunda geçerken, alışkanlıklarınızın dışında işler yapmak ve kendinizi eğitmenin en acısız yolu; küçük sorular ve küçük adımlarla işe başlamaktır. Yüksek doz, yüksek yan etkiye karşı; düşük doz yan etkisiz ilaç kullanımı kadar basit...

          Alışkanlığınız keyif veren hale geldiğinde, daha önce size zor gelen görevi hevesle yaptığınızı görürsünüz. Değişim rahat ve kolay bir biçimde olursa işe yarar.

          Bu bölüm Kaizen Yolu adlı kitaptan alıntıdır:
Aşağıdaki sorular, kendinize küçük sorular sorma alışkanlığınızı yerleştirmeniz için tasarlanmıştır. Bazıları, özellikle hedeflerle ilgilidir; diğerleri ise yaşamınızın çeşitli alanlarında sürekli bir iyileşme sağlamanız için düzenlenmişlerdir.
Başlarken, beyninizi programlamanızı ve yeni zihinsel yolların gelişmesinin zaman aldığını hatırlayın. Bir soru seçin ve bunu birkaç gün ya da hafta boyunca sürekli olarak sorun. Kendinize bu soruyu düzenli olarak sormaya çalışın, belki her sabah kahve içerken, arabanıza her bindiğinizde ya da her akşam yatağa girmeden önce. isterseniz bu soruları not kağıtlarına yazıp çalışma masanıza yapıştırabilirsiniz.
İşte başlamak için birkaç düşünce... Kendi düşüncelerinizi üretmekten hiç çekinmeyin.
  • Eğer mutsuzsanız ve nedenini tam olarak bilmiyorsanız kendinize şu soruyu sormayı deneyin: Eğer başarısız olacağım garanti olsaydı, şimdikinden farklı ne yapmak isterdim? Bu sorunun değişken yapısı, beynin bunu doğru bir biçimde cevaplaması için güvenli kılar ve beyin, hedeflerinizi açıkça görebileceğiniz bazı şaşırtıcı cevaplar üretebilir. İşinden ayrılmış biri, gerçekte ayrılmak istediğini ve bunun yerine çevre mimarisi okumak istediğini fark edebilir; bir başkası gerçekte tek istediğinin sabahları patronuna 'merhaba' dediğinde ondan da aynı cevabı almayı istemek için yeterli cesarete sahip olmak olduğunu şaşkınlık içinde anlayabilir.
  • Eğer belirli bir hedefe varmayı deniyorsanız, her gün kendinize şunu sorun: Hedefime ulaşmak için atabileceğim küçük adım nedir? Bu soruyu ister yüksek sesle, isterseniz kendi düşüncelerinizin mahremiyeti içinde sormuş olun, lütfen tıpkı sevdiğiniz bir arkadaşınızla konuştuğunuzda olduğu gibi kendinize karşı da nazik bir ses tonu kullanın. 
  • Eğer genel olarak hayatınızdan memnunsanız fakat mükemmelleştirme olasılıklarına karşı her zaman uyanık kalabiliyorsanız, kendinize, yukarıdaki sorunun biraz farklı bir biçimini sorabilirsiniz: Sağlığımı (ya da ilişkimi, kariyerimi ya da başak bir alanı) daha iyi hale getirmek için hangi küçük adımı atabilirim? Bu soru, beyne oynamak için geniş bir yer bırakacak şekilde tasarlanmıştır. Sizi şaşırtacak cevaplar için hazır olun!
  • Sıklıkla dikkatimizi, önemli konumdaki bir çalışan, sorunlu bir çocuk ya da beraber olduğumuz kişi gibi en önemli olduğunu düşündüğümüz kişiler üzerinde toplarız; bu da hakkımızda değerli düşüncelere sahip olabilecek kişileri göz ardı etmemize neden olabilir. Kendinize şunu sormayı deneyin: Acaba iş yerimde ya da kişisel hayatımda sesini ve düşüncesini uzun süredir duymadığım biri var mı? Bu kişiye hangi küçük soruyu sorabilirim? 
  • Bu soru, patronu, iş arkadaşı, akrabası ya da komşusu olsun bir başkasıyla artık yara haline gelmiş bir sürtüşme yaşayan herkes içindir ve bu sorunu aşmak için gereklidir. Her gün kendinize şunu sorun: Bu kişinin iyi özelliklerinden birini bulabilir miyim? Kısa süre sonra bu kişinin güçlü yanlarını da zayıflıklarını görebildiğiniz kadar açık ve ayrıntılı olarak görebileceksiniz. 
  • Eğer kendinizi karamsar ya da olumsuz hissediyorsanız, şu soruyu sormayı deneyin: Bendeki (ya da eşimdeki ya da kurduğum işteki) küçük fakat özel şey nedir? Eğer kendinize bu soruyu sormaya devam ederseniz zaman içinde beyninizi iyi veya kötüyü programlayacak şekilde ayırır ve belki de işinizde yeni bir pazarlama kampanyası ya da evinizde ailenizle birlikte yapabileceğiniz yeni bir faaliyet sayesinde, sonunda bu olumlu yanları kendi menfaatinize kullanmaya karar verebilirsiniz.

          Unutmayın; beyin soruları sever ve soru beyninizi uyandırır. Sorular, değişimi başlatmak için emir vermekten daha verimli ve yararlıdır. 

2 Temmuz 2015 Perşembe

Bilinçaltı Anahtarı



          Hep bildiğimiz; ama mucizesinin ve kodlamasının farkında bile olmadığımız bilinçaltı... Nedir bilinçaltı?

          Artık yavaş yavaş kişisel gelişim, dinamikleri ve yöntemlerine giriş yapıyoruz. Farkındalık yaşayarak uyandık, işaretler görülmeye başlandı, ardından değişim isteniyor; ama nasıl? Artık ''Nasıl'' ın cevabı geliyor. Bunun cevabı ancak bilinçdışı zihindedir.

          Olayları, farkında olarak bilinçli, farkında olmayarak bilinçdışı boyutta anlıyoruz. Bilinçaltı, kayıtlarıyla bilincin algılamasını kontrol eder ve sınırsız bir potansiyele sahiptir. Tüm ihtiyacımız olan yaşamımızla ilgili her şey orada gizlidir.
Bilinçaltı yaşamımızı yöneten en önemli unsurdur...

          Hayatı anlamanız, olaylara tepkileriniz tamamen sizin seçiminizdir. Olaylara verilen tepkileriniz ya da algılarınız temsil sistemize göre kodlanmıştır. Bana huzur gibi görünen bir tablo başka birine sıkıcı gelebilir. Bu onun temsillerine göre olayları kodlaması ve yeni olayları bu kodlara göre algılamasıdır.

          Peki nedir bu temsil sistemi? 5 duyumuzla algılarız: Görme, işitme, dokunma, tatma ve koklama. Temsil sistemi de duyularımızla aldığımız bilgileri kodlama ve algılama şeklidir. Biz gerçeği duyularımızın temsil etme şekline göre algılarız. Herkes kendi temsil sistemine göre algıladığı için, iletişim çatışmalarının çoğunluğu temsil sistemi farklılıklarından çıkmaktadır. Herkesin bilinçaltında da bu temsil şekilleri kodlanmıştır. Duyusal bilgileri kodladığımız ve algılama şeklimizi belirleyen kayıtları kaydettiğimiz yerler farklıdır. Bazı insanlar görsel ağırlıklıdır; bu kişiler devamlı görünüşe önem verirler, sizin hep güzel görünmenizi beklerler. Bazıları işitseldir; hep iyi konuşmanızı beklerler. Bazıları dokunsaldır; şefkatle dokunmanızı beklerler.

          Yaptığınız her şeyin belli bir son noktası vardır. Tüm emekler, değişme çabaları o sona (doyum, denge, mutluluk gibi) bağlıdır. Çok çalışıp çok para kazanmak istemeniz, iyi bir birey olma arzunuz, kurulu düzen istemeniz, dağınık sevmeniz... Bu liste böyle uzar... Zincirin son halkası sizi tatmin eden histir. Kimine göre sağlık, kimine göre mutluluk, kimine göre huzur, kimine göre taktir edilme, saygınlık kazanma... Bir şeyi yapmanız veya yapma isteğiniz en son ulaşacağınız o halkadır. Bilinçdışı zihniniz bilinçli zihninize yaptırır bunu. Siz karar vermeden önce bilinçaltı çoktan kararını vermiştir bile. Peki nasıl kodlarız bu bilinçaltını?

          Varoluşumuzdan itibaren hiçbir anıyı silmez, bilinçaltına kaydederiz. Kimine anlam katarız, kimine şekil; ama hepsini bilinçaltına atarız. Cevap ve çözüm,,, İkisi de orada...
Davranışlarımızı, tepkilerimizi, algılayış biçimimizi, olay ve durumları kattığımız anlamı... Hepsini kodlayan bilinçaltı sınırsız kapasiteye sahiptir.

          Bir olayı bilinçli yapabilmek için bilinçdışı ve bilinçli zihin sürekli denge halinde olmalıdır.
Oturduğunuz koltuğu  düşünmeyin dediğimde; koltuğun farkında olacaksınız. Ben sormadan önce farkında değildiniz; dikkatiniz dışında olduğu için bilinçaltınızda kayıttaydı. Ben sorduğumda da farkındalığınız arttı; yani bilinçdışı zihin bilinçli zihne bilgiyi verdi. Ancak düşünme dediğim halde düşündünüz. Zihin negatif düşünüp, ona organize olamaz. Bu yüzden çocuklarınıza ''yapma'' dediğiniz bir şeyi yaparlar. Bilinçdışı önce neyi yapması gerektiğini bulacak, sonra yapmaması gerekeni... Bu durumda bilinçaltından bilgiyi çağırdığınız an, bilinçli zihin bunu çoktan yapmıştır bile.

          Bilinçdışınıza olumlu konuşmalar ve ruh halleri kaydetmelisiniz. Ancak bu şekilde bilinçdışınızla olumlu bir ilişki kurarsınız. Bilinçli zihnin de algısını ve ruh halinizi buna göre yapılandırır. Bu ruh hali sizin fizyolojinizi ve davranışlarınızı da etkileyeceği için iletişiminiz de bu yönde gelişir.

          Zihniniz mükemmel bir güce ve enerjiye sahiptir. Bunu olumlu yönde kullanmanız dileğiyle...

Sadece İste





          Doğru mesajlar doğru şekilde verilir, işaretler görülmeye ve takip edilmeye başlanıp, diretmeden sakince izleniyorsa değişim süreci başlamıştır.

          Her yerden mesajlara gelen cevaplar gerçekten istemenin mucizesini gösterir. İste, sadece iste... Takip etme, olurunu olmazını düşünme düşünme, iste...
Zaten mesaja gelen ufacık bir cevap inancı arttırır, bu yöntemi kullanılır ve başarılı kılar.

          Peki bu her şeyde kullanılabilir mi? Önemli ve ciddi konularda da sonuç verir mi?

          Kişisel gelişim tek başına olumlu hayat, olumlu olma hali değildir. Amaç gelişmektir, mevcut durumu mevcut durumu en iyi şekilde yaşamak ve geleceğe iyi temeller atmaktır. Bunlar pozitif ruh hali ile gerçekleşecek; ancak ''nasıl'' ın cevabı önemlidir. Kişisel gelişimde de nasılın cevabını veren yöntemler vardır. Sadece kişisel gelişim kitabı okumakla kişisel gelişim sağlanmıyor. Bunları hayata geçirebilmek, uygulayabilmek, ruh halini aşağı çekmeden en iyi durumda kalabilmektir. Kişisel gelişim gerçekten emek ve uygulama ister. Kişi kendisi gelişir, hatta biri önderlik edebilir.

          Gelelim isteme, sadece isteme, koşulsuz kuralsız sadece istemeye...
İnanç boyutunda zaten Yaradan'dan istiyoruz. Dua ediyoruz, dilekleri, niyetleri dile getirip, el açıp, yalvarıyoruz.
Bilinç dışı çalışma boyutunda da diğer kişisel gelişim yöntemlerinde uygulandığı gibi sadece iste...
Nasıl sorgusu olmadan, takılmadan istemek doğru olandır.

          Kişi isterse, isteğine ulaşmak için gerçekten çabalıyor.  Neden isteklerimizi şimdiki zamana ve pozitife alıyoruz? Çünkü; bilinçaltına bu deneyimi yaşatıyoruz (Açıklanması bilinçaltı yazısında detaylı bir şekilde anlatılacaktır). Kuantumda da aynı; şimdiki zamanda olumlu kelimelerle dile getiriyoruz, onu yaşatıyoruz.

          İnanç, bilim, bilinçaltı... Aklınıza gelebilecek her şeyde bu geçerlidir.

          İste, yeterki iste... Mesajlara gelebilecek cevaplar en kısa zamanda sana ulaşacaktır.

İşaretleri Görebilme ve Takip Edebilme




          
         Düşünceleriniz enerjinizi oluşturuyor; yani yaşam enerjinizi.
Düşünceleriniz enerji yaydığından, niyet ve isteklerimiz de enerji yaymaktadır. Enerjileriniz dışarı mesaj olarak yayılmaktadır. Bu noktada düşünceye yani yaydığınız enerjilere çok dikkat etmeniz gerekmektedir.
Bir şeye niyet edip yoğun düşündüğünüzde o konudaki ihtiyaç için işaret görürüz. Bu bize herhangi bir yoldan gelebilir. Hatta kötü diye adlandırdığımız başımıza gelen herhangi bir olay, sonradan iyi ve gerekli bir olaya vesile olmaktadır. Biz farkında olmadan kilit-anahtar ilişkisi burada devreye giriyor. İşarete inanma anahtar olarak kullanılırsa niyete daha çok yakınlaşma; bu gizli bir köprüdür.

          İstediğinizin ya da gönderdiğiniz mesajın size nereden ve nasıl ulaşacağını bilemezsiniz. Başınıza gelen her olay, karşınıza çıkan herkes, duyduğunuz bir müzik, ayağınıza takılan bir taş, size selam veren biri, televizyonda rastladığınız bir kare bile sebepsiz çıkmaz karşınıza. Hepsi ihtiyacınız olduğunda gönderilen işaretlerdir. Onları görüp, görmemezlikten gelmeyip, inatlaşmazsanız mesajınız için yol gösterici olduğunu anlarsınız. Siz yeterki onları algılamaya, anlamaya, görmeye ve takip etmeye açık olun. Bizim tesadüf diye adlandırdığımız bu olaylar evrenle olan mesajlaşma, Yaradan' la olan iletişimin işaretidir. Niyetinizin çekim alanından dolayı gerçekleşen şeylerdir tesadüf adını verdikleriniz. Bunların tümü sizin yolunuzun deniz feneridir. Sizin tesadüf adını vererek atlayıp geçtiğiniz her olay çok değerlidir.

          Bilinçaltı hayalle gerçeği ayıramaz. İstediğinizi şimdiki zaman çekimi ile kullanırsanız zaten bilinçaltı onu gerçekleştirecektir. Gelecek için de istediğiniz her şeyi ''niyet ediyorum'' diyerek çekin hayatınıza. Örneğin sağlığınız bozuksa, olumsuz ve zıtlık yaratan, kelime ve kökleri kullanmadan dilinizi ve düşüncenizi şu şekilde kullanmayı eğitmelisiniz: '' Ben sağlıklı bir, insanım, sağlıklı olduğum için şükrediyorum, daha da iyisi için niyet ediyorum'' veya kilo vermek istiyorsanız: ''... kiloda sağlıklı bir insanım, her gün ... 'da uyanıp spor yapmak için niyet ediyorum''

         Karşınıza çıkan her şeyin nedensiz olmadığını anlayarak yaşayın. Söylediğiniz sözlerin bile... Bunları takip edin, farkında olun...

Evrenle Olan Temas: Evren Yasası






Çoğu kişi detayını bilmediği için inanmasa da evrenin yasaları vardır ve hayatımıza çektiklerimiz bu yasanın sonucu olan olaylardır. Hem bilimsel, hem varoluşsal gerçeklik bunu kabul etmiştir. En basit açıklamasıyla; yasaya göre, evren bir aynadır ve siz dışarı ne yansıtırsanız o aynadan size geri yansır. Bu da enerjiler sayesinde olur. Düşünceleriniz yapıcı ve olumluysa enerjileriniz de bu şekilde çıkar ve size geri yansıması da aynı şekilde gerçekleşir.

          Evrenin sizinle iletişim kurması için tek yol enerjidir. Yaydığınız enerji sayesinde de evrenle sürekli bir iletişim halindesinizdir. Farkında olmasanız da düşünce ve inançlarınız doğrultusunda yaydığınız her frekansı evren size geri yansıtmaya devam eder. Bunu göremiyorsanız sebebi tamamen sizsiniz (İşaretler adlı yazı da detaylı bir şekilde anlatacağım).

          Karşınıza çıkan her şey aslında bir sebep, bir katkı için hayatınıza girer. Siz yaydığınız enerji ile onu hayatınıza çekersiniz, evren de bu davete asla karşılıksız kalmayarak, enerji akışınızı hemen fark ederek görevini yerine getirir. Siz öğrenmeniz gerekenleri öğreninceye, düşünce ve hissetme biçiminizi değiştirinceye kadar benzer olayları hayatınıza çekmeye devam ederseniz. Bundan dolayıdır çevrede çok sık duyulan bu sözler: ''ne kadar şanssızım, neden bunlar hep benim başıma geliyor, ben nerede yanlış yapıyorum, benim günahım neydi, ben kimin ahını aldım''… daha bir sürü negatif enerji yüklü mesajlar… Siz öğreneceğinizi öğrenemediğiniz için benzer olaylar başınıza gelmeye devam ediyor ve edecektir.

          Siz tüm samimiyetinizi ve niyetinizi ortaya koyarak evrenle olan temasa güvenirseniz çağırdığınız şeyi hayatınızda var ederseniz. Her şey olması gereken zamanda ve olması gerektiği şekliyle gerçekleşir. Siz neye ihtiyaç duyarsanız evren de aynı şeyi ayağınıza getirmek için iş başında olacaktır; ancak yasaya göre sizin ve bütünün hayrına olan olaylar gerçekleşecektir. Bir şeyi çok istersiniz; ancak farkında olmadan, niyet etmeniz başkasının veya bütünün hayrına olmayabilir. Bu bağlamda yaşadığınız herhangi bir olay karşısında ''neden ben?'' diyeceğinize; ''hayat bana bu olayla ilgili ne öğretmeye çalışıyor?'' diye sorun kendinize. Allah'ın var ettiği evrende bu kurallarla sınanıyoruz; ancak bu gerçeği çoğu zaman unutuyoruz. Farkında olarak veya olmayarak kötülük yaparken, kendiniz için iyi; ama başkası için kötü bir şeyi isterken, evren nasıl karşılık verebilir? Yaşadığınız hayat akıp gitmesinin yanı sıra devamlı değişen, gelişen ve genişleyen bir süreçtir. Yaşadığımız her olay da gelişim sürecimize hizmet eder. Sadece alınacak dersin farkındalığının artması gerekmektedir.

          Kalbinizi kıranlar olabilir. Size kötülük yapanlar olabilir. Öncelikle bunu hangi enerjiyle kendinize çektiğinizi düşünmeniz lazım. Sonrasında alınacak dersleri aldıktan sonra, size kötülük yapan kişi veya kötü hissettiren olaya sevgiyle sarılmalı, affetmeli ve serbest bırakmalısınız. Siz başkaları hakkında ne düşünüyor, nasıl hissediyorsanız hayatınıza da onu çekersiniz. Yapılan kötülüğün bedelini aynı kötülükle ödemek isterseniz veya bu şekilde hırslı, üzüntülü, öfkeli, kin dolu enerji yayarsanız enerjiniz negatife dönüşerek, başınıza aynı olaylar gelmeye devam eder. Yapılan kötülüğün bir parçası da siz olursunuz. Kalbinizi kıranları öfke dolu anıyorsanız bu enerji ne sizi mutlu edebilir ne de içinizi soğutabilir.

          Korkunun bile enerjisi vardır. Hatta kokusu bile… Köpeklerin korkan insanları fark etmesi bundandır ve çoğu zaman insanlar da bu kokuyu hissedebilir; ama anlam veremezler. Neden hep korktuğumuz şeye dönüşür veya onu hayatımıza çekeriz hiç düşündünüz mü? Büyüklerinizin başkaları hakkında konuşmalarına şahit oldunuz mu?: ''En büyük korkusu yalnız ölmekti, en büyük korkusu babasına benzemekti'' gibi…  İnsan korktuğuna dönüşür ve bu belirli bir sondur. Bu yüzden korkunuzla da yüzleşin, onunla doğru şekilde konuşun, onu eğitin ve serbest bırakın.

          Bir kere olumlu düşünmekle her şey düzelmiyor veya olumlu düşündüğünü sanan insanların hayatlarında hemen bir değişiklik olmuyor. Buradaki sorun da evrenle olan temasın doğru şekilde yapılmamasıdır. Bilinçaltı hayalle gerçeği ayırt edemez ve olumsuzluk eklerini anlayamaz. Siz devamlı kelime sonlarına olumsuzluk ekleri katar ve yapısı olumsuz olan kelimeler kullanırsanız bilinçaltınız bunu gerçek sanar ve bu şekilde davranır. Evren de olumsuz kelimeleri negatif enerji olarak alır ve size aynen yansıtır. İç konuşmalarınız ''yapamam'' yönündeyse yapamazsınız. İç konuşmalarınız ''yapacağım'' yönündeyse devamlı erteleme yaparsınız. –ecek, -acak eklediğiniz her kelime için isteklerinizi de ertelemiş bulunuyorsunuz. Bilinçaltına bunun gelecekte olacağını kodluyor, evrene de ileride bir günde gerçekleşeceğinin enerjisini yayıyorsunuz. Sabah uyandığınızda bugün olumlu olacağım derseniz o gün olumlu olamazsınız. Siz gelecekte olumlu olmayı bilinçaltına kodlayıp, evrene de erteleme enerjisini yaydınız. Bunun yerine ''Çok güzel bir güne uyandım, bugün de olumluyum, tüm düşüncelerim bu yönde'' gibi anda olmakla ilgili mesajlar gönderirseniz hem bilinçaltı şuanda olduğu için bunu hayata yansıtır hem de evren mesajı şimdiki zamanda yüksek enerji olarak alır ve size de aynı şekilde yansıtır. Bu temasla ilgili düşünce ve konuşma kalıplarını daha sonraki yazılarda detaylı olarak paylaşacağım.

          Kuşku evrenin en yıkıcı gücüdür. Güvenmeyi kestiğiniz anda, o yıkıcı hissin en kötü enerjisini hemen evrene yansıtırsınız. Ne istersen onu değil, neysen onu çekersin. Özünüzü temizleyerek anda kalmanız dileğiyle…

İlk Anahtar: Merkez Değişikliği






Yaşamda tesadüf ve dert diye bir şey yoktur. Burada olmanız tesadüf değildir, başınıza gelen dertler de yaydığınız enerji yansımalarıdır. Yaşamda sadece kilitli kapılar vardır. O kilitlerin anahtarlarını burada bulacaksınız. Spiritüel, reel, davranışlar, çevre, nlp, kuantum ve koçluk yaklaşımı içerikli birçok yazı ile elde edeceğiniz anahtarları; yaşamdaki kilitli kapıları açmak için kullanacaksınız.

          Öncelikle nasıl yaşamak istediğinize kendiniz karar vereceksiniz. gerçek benliğinize inanırsanız, tüm güç sizinle olacaktır. Çoğu insan bunun farkında bile değildir. Hepimiz mükemmel ve sonsuz güçle donatıldık. Tek ihtiyacımız olan kilidi açacak olan anahtar...

          Her zaman yaşamlarınızı başkaları yönetiyor, siz de bunun seyircisi oluyorsunuz. Hayatınızın merkezine aldığınız iş, eş, aile, arkadaşlarınız mutluluk kaynağınız oluyor. Kulağa ne hoş geliyor değil mi? İşim hayatımın merkezi, çocuklarım hayatımın merkezi, eşim, sevgilim hayatımın merkezi... Bu kulağınıza hoş gelse de doğru bir şey yaptığınızı düşünseniz de yaşamınıza yabancı olduğunuz aklınıza bile gelmez. Merkezdeki konu kötü gitmeye başladığı an mutsuzluk ve yıkım kaçınılmaz olur. Bunun yanı sıra merkeze aldığınız her şey sizi muhtaç ve bağımlı hale getirecektir. Bu durumda düşünme biçiminiz tamamen dışarı endekslenmiş durumdadır. Aracı başkası idare ediyor ve sizin bu konuda hiçbir iradeniz bulunmuyor. Artık zamanı geldi. Sürücü koltuğuna geçmeli, iradeyi ele almalısınız.

          Merkeze kendinizi aldığınızda hem siz mutlu olacak hem de çevrenizdekileri enerjinizle mutlu edeceksiniz. Kimsenin sizden beklentilerine ve taleplerine göre bir yaşam sürmek zorunda değilsiniz. İşini merkeze alan işinde başarılı olmaz, eşini merkeze alan sağlıklı bir ilişki yürütemez, çocuklarını merkeze alan da sağlıklı bir anne baba olamaz. Dengeli, sağlıklı, keyifli, yerinde, dolu, enerjik ve mutlu bir yaşam için önce merkez değişikliği gerekir. Sonrasında diğer konulara tam odak sağlayabilir, sağlıklı ilişkiler kurabilirsiniz. Sadece bunu keşfeden yaşamını değiştirmeye başlamıştır bile... 

          Kendini merkeze alan, öz saygısını kazanmaya başlar. Enerjisi, yüzünün rengi, çevreyle olan ilişkileri değişir. Kısaca hayat yolunu mutluluk yoluna dönüştürme değişimini başlatmış olur. Bu yüzden kendinizi için yaptığınız her şeyi; içinde bulunduğunuz ana değer ve anlam yükleyerek yapın. Diş fırçalarken sağlıklı dişleriniz ve çiğneyebilme gibi bir yeteneğiniz olduğu için şükredin. Duş alırken kendinizi severek yapın, suyun akışıyla rahatlamayı tüm bedeninizde hissedin ve tüm negatif yüklemlerinizin aktığını düşünün. Krem sürerken teninizin güzelliği için şükredin, o anın tadını çıkarın, keyif alarak, kendinizi severek yapın, size özel, kendiniz için kıymetli bir an olduğunu düşünün. Su içerken, yemek yerken sağlıklı bir bedeniniz olduğu, tat alma duyunuz olduğu için şükredin. Kitap okurken, internette gezinirken, sevdiğiniz bir yazıyı okurken anınızı daha keyifli hale getirin, bunları kendinize ödül haline getirin. Mutlaka okuyun... Okumak kendinizi daha çok keşfetmenize olanak sağlarken, kendinizle en baş başa kaldığınız andır. Kısacası kendiniz için yaptığınız; ama farkında olmadığınız anların farkındalığını arttırın, ana değer ve anlam yükleyerek yapın, severek yapın, kendiniz için, kendinizi severek... Yaşadığınız anın, yaptığınız birçok şeyin sizin için bir anlamı yoksa inanın bir başkası için hiç bir anlam taşımaz. Sizin değer vermediğiniz kendinize bir başkasının değer vermesini bekleyemezsiniz. Sevilmek istiyorsanız önce kendinizi sevin, değer görmek istiyorsanız önce kendinize değer verin. Siz kendi merkezinizde olursanız, başkaları size de yaptıklarınıza da daha çok değer verecektir.

          Bunların hepsi sadece bir seçimden ibaret. Sihir, formül, sır ve olağanüstü bir olay değil. Sadece yeni görev ve yer değişikliği ile tüm kontrol ve mutluluk elinizde. 

          Karar ve seçim doğrudan yana, anahtarlar sizinle olsun...